BÜLENT FİDAN[/b]


Bülent Fidan kimdir?[/b]
[/b]
Çok kısa bir özgeçmiş gibi olacak... Balıkesir'de doğdum. Babamın asker olması nedeniyle Türkiye'nin pek çok (özellikle Doğu) ilini gezdim. Bu gezmelerin bana epey faydası olduğunu iş yaşamımda öğrendim. Marmara Üniversitesi İşletme, Pazarlama Uzmanlık Dalı[/b]'nın ardından İletişim Sanatları, Reklamcılık[/b] yüksek lisansını tamamladım.
Daha okul yıllarımda tüm öğrenciler gibi biraz bocalama dönemim oldu. Alakalı alakasız pek çok yerde kısa kısa çalıştım. Derken, kendimi reklam dünyasının içinde buldum.
Reklam ajansında çalışırken, uzun süre öğretim görevlisi olarak reklamcılık, pazarlama iletişimi gibi konularda ders verdim. Sonra tüm eğitmen kimliğimi RYD[/b]'ye taşıdım. Şu sıralar hayatımın epey bir bölümünü reklam, RYD[/b] ve karikatür oluşturuyor. Çoğu reklamcı gibi özel hayatım kalmadı diyebilirimJ
Bomba[/b], Barcodename[/b] adlarında iki karikatür albümüm ve Kısaltmalar Kılavuzu[/b] adında da bir sözlük çalışmam var. Bunlara şimdi bir de Reklam ve Karikatür[/b] kitabı eklendi.
Son olarak 2005 yılında Ebru Pala[/b] ile Safari Marka İletişimi Ajansı[/b]nı kurduk. Ve devam ediyoruz.[/b]
[/b]
İki dönemdir Reklam Yaratıcıları Derneği (RYD)'nin yönetim kurulu başkanlığını yürütüyorsunuz. Derneğin üyeleri, amacı ve hedefleri hakkında bilgi verebilir misiniz?[/b]
[/b]
2000-2002 Kemal Sezer ve 2002-2004 Metin Karaşahin dönemlerinde Genel Sekreterlik görevini üstlendim. Sonra da bildiğiniz üzere 2 dönemdir de başkanlık görevindeyim.
Neden? Bu biraz inanç meselesi. Yani sivil topluma ve sivil toplum kurumlarına inanç meselesi. RYD [/b]dışında, Türkiye Hayvan Hakları Platform[/b]u'nun kurucu üyeleri arasında yer aldım. Karikatürcüler Derneği[/b] üyesi ve Greenpeace[/b] destekçisiyim. Bir de Moda[/b] Tasarımcıları Derneği[/b] ve adını burada söylememin gerekli olmadığı bir yardım kurumu için çalışıyorum. Tüm bunlar sivil toplum kurumlarına olan inancımdan.
Bana göre Türkiye, düşünce yapısı olarak Batılı bir ülke değil. Bu sözümden kimse alınmasın. Ben Doğulu olmaktan gurur duyuyorum. Yani madde üzerine değil, duygu ve manevi olgular üzerine yapılanmış bir toplumuz biz. Son yıllardaki tüketim toplumu yönelişimiz bu nedenle bizlere hiç uymuyor ve çeşitli toplumsal sorunlar yaratıyor. Doğulu olmanın getirdiği bazı sorunlar da ne yazık ki, özellikle sivil toplum yapılanmalarında çok net görülüyor. Batıda (Avrupa'da) sivil toplum kuruluşları, mevcut otoriteden hak alma [/b]temelinde hareket ederken, bizde sivil toplum yapılanmaları sürekli olarak mevcut otoriteden yardım alma ve onun yanında olma şeklinde yaşanıyor. Bu şaman kültüründen ahiliğe ve vakıf sisteminden günümüze kadar gelen bir gelenek şeklinde.
Bu gelenek neredeyse genlerimize işlemiş durumda. Bugün birini, gel dernek üyesi ol, diye davet ediyorsun. Verilen cevap şu: İyi de dernek bana ne sağlayacak?
Bu, Türkiye'de zihniyet[/b] değişikliği gerektiğinin en net göstergesi. Bunu her alanda görüyoruz. Siyasal partilere üye olun ve orada mücadele edin diyoruz. Verilen cevap, bana ne sağlayacak şeklinde. Sonra da sınırsız bir şekilde o sivil toplum kuruluşunu eleştirmek geliyor. Ama o kurumdan sürekli yardım isteniyor, o kurumun yaptığı işlerden herkes nemalanıyor.
Oysa, Türkiye'de her birey, zamanının belli bir kısmını bir sivil toplum kuruluşunda geçirse, o sivil toplum kuruluşunun totalde yarattığı faydanın kendisine döneceğini bilmiyor.

Benim RYD[/b] içindeki mücadelem de bu. RYD[/b]'nin tüzüğü klasik bir dernek tüzüğü. O tüzüğün mevcut koşullara göre yenilenmesi gerekiyor. Şimdi RYD[/b]'nin konumunu ve hedeflerini mevcut tüzük üzerinden anlatmak doğru olmaz. Türkiye'de bir kaç önemli reklamla ilgili sivil toplum kuruluşu var: Reklamcılık Vakfı, Reklamcılar Derneği, Reklam Yaratıcıları Derneği, Uluslararası Reklamcılık Derneği, Grafikerler Meslek Kuruluşu [/b](bir yanıyla reklamın içinde olduğu için) ve Reklamverenler Derneği.[/b]
Bu kurumların hepsi, eski kanunlar çerçevesinde klasik anlayışla kurulmuş kurumlar. Şu anda ise bu kurumlar mevcut tüzüklerinin çok ötesinde olumlu işler gerçekleştiriyor. Sadece üyelerine değil, genel Türkiye kitlesine yönelik etkinlikler de gerçekleştiriyor. Bu değişimin bir göstergesi. RYD[/b] tüm Türkiye'yi hedefleyen, Türkiye'nin kesintisiz en uzun soluklu toplumsal kampanyasını gerçekleştirdi. Dilinizden Utanmayın![/b], dedi. Ardından pek çok ilde restoran gibi mekanlar İngilizce olan isimlerini Türkçeleştirdi. İnsanlar daha dikkatli olmaya başladı. Bizim kampanyamızın ardından onlarca TV programında Türkçe tartışılmaya başlandı. Ve kampanya Türk Dili Ödülü[/b] kazandı. Burada hem kendi üyelerimiz hem de genel kitleyi hedefledik. Yani bir sivil toplum kuruluşu olarak dar alandan çok öteye gittik. Bunun gibi çalışmalar Türkiye'de belli sivil toplum kuruluşlarının batılı anlamda sivil toplum[/b] anlayışına doğru yol aldığını gösteriyor. RYD [/b]içindeki çabamızın temelinde bu yatıyor.
RYD[/b] yukarıda dediğim gibi mevcut tüzükten çok daha ötede bir kurum. RYD[/b] sektörde çalışan yaratıcılar tarafından kurulmuş bir dernek iken, bugün üyelik yapısı çok farklılaştı. Üyelerinin epey bir kısmı artık ajans sahibi. Yani çalışan değil. Şu anda bizler RYD[/b]'yi yaratıcılık kulübü[/b] olarak tanımlıyoruz. İnsanların burada bulunmasının temelinde yaratıcılık[/b] mantığı yatıyor.
Bu nedenle RYD[/b]'nin sektördeki hedefleri de farklılaştı. Herkesin bu şekilde bakması gerekiyor.
RYD[/b] bu durumda 3 hedef kitleye sahip ve onlara yönelik çalışmaları da farklı:

a.[/b]Üyeler: [/b]Beslenme Saati Söyleşileri, Fikir Kitaplığı, Beslenme Saati Kitapları, Beyin Fırtınası Yarışması, Reklamarası Yarışması, Reklamarası sitesi, kurumsal site, yarışma duyuruları. Hukuk danışmanlığı, Tasarım ajandası gibi, yurtdışı çalışmalar...
b.[/b]Sektöre yaratıcı olarak girmek isteyen gençler:[/b] Atölye, Dersarası Yarışması, Beslenme Saati Söyleşileri, Beslenme Saati kitapları, Fikir Kitaplığı.
c.[/b]Genel kitle:[/b] Türkçe kampanyaları ve çalışmaları, Beslenme Saati Söyleşileri, kitaplar, London International Advertising Awards Türkiye Temsilciliği,...
[/b]
RYD Atölyelerinin işlevi ve bu atölye çalışmalarına katılan kişilere sağladığı faydalar nelerdir?[/b]

Sonuçta bu bir eğtiim sistemi. Bir çok kurum bu eğitimleri veriyor. Bizim farkımız 40 eğitmen, akademisyenden oluşması. Eğitim programı çok güzel. Aslında en önemli özelliği Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi[/b] ile olan ortaklığı. Bu eğitimler Sertifika Programı[/b].
Mümkün olduğu kadar staj olanağı yaratıyoruz. Ama eğitimin ardından tüm iş eğitime katılana kalıyor. Zaten içinde yaratıcılık vizyonu yoksa ne kadar eğitim alınırsa alınsın bir işe yaramıyor. Bu nedenle kayıt anı dahil eğitimin ilk gününden itibaren bunu söylüyoruz. Kişinin bireysel çabası eğitimden daha çok önemli.
[/b]
Derneğinizin düzenlediği Reklamarası, Dersarası ve Beyin Fırtınası yarışmalarından bahsedebilir misiniz? Bu yarışmaların sektöre katkısı nedir?[/b]
[/b]
Beyin Fırtınası Yarışması[/b], Türkiye'de ve hatta dünyada belki de örneği olmayan bir yarışma. Sadece RYD [/b]üyesi olanlar katılabiliyor. Bir Pazar sabahı ekipler (reklam yazarı ve reklam sanat yönetmeni) bir otel odasına giriyorlar. Sabah kapıdan onlara, brifin içinde olduğu bir zarf veriliyor. O ana konuyu bilmiyorlar. Sonra da dışarısı ile tüm ilişkileri kesiliyor ve akşam bitmiş bir kampanya sunuyorlar. Konular toplumsal konulardan seçiliyor. Jüri akşam hemen toplanıyor ve kararını veriyor. Birinci gelen iş kampanya olarak yayınlanıyor. Tam bir özgür beyin fırtınası yaşanıyor. Beyin Fırtınası, Türkiye'nin tek reklam performans yarışması. Bu nedenle çok önemli.

Copy Break[/b] yarışmamız vardı. Ürün yaşam eğrisi tamamlanmıştı. Onun yerine Reklam sektöründekilere yönelik Reklamarası[/b] ve öğrencilere yönelik de Dersarası[/b] yarışması başlıttık. Reklamarası [/b]Eylül'de başlayacak.
Dersaras[/b]ı'nın ilk iki yarışması yapıldı. Dersarası[/b] da çok önemli. Çünkü, jüri sahnede açık br oturum yaparak, seyircilerin gözü önünde işleri değerlendiriyor. B öğrenciler ve katılımcılar için tam bir ders niteliğinde oluyor. Büyük övgü aldık, bu formattan mutluyuz. Dersarası'[/b]nda dereceye girenler LIA Student[/b] yarışmasına gönderecekleri işler için İstanbul'da birer ajansa yerleştirilecek ve burada bir aylık bir sürede LIA Student[/b]'a gönderecekleri işlerini profesyonellerle hazırlayacaklar Bulunmaz bir fırsat.

RYD son olarak sektörel kitaplar yayımlamaya başladı. Bu kitaplarla neyi amaçlıyorsunuz? İlk yayımlanan kitapları hakkında bilgi verebilir misiniz?[/b]
[/b]
Fikir Kitaplığı[/b] ve Beslenme Saati Kitapları[/b] üzerinde uzun süredir çalışıyoruz. Bize göre sektörde bilgi kaynağı açığı oldukça fazla. Ama bu arada ne yazık ki sektördeki insanların kitap okuma oranı da düşük. Bizler, bu yayınlarla bunları aşmayı hedefliyoruz.
Fikir Kitaplığı[/b]'nın ilk kitabı olan Medya Eleştirileri[/b] Ocak ayında yayınlandı.
Beslenme Saati Kitapları[/b] ise 5 kitapla birden yayın dünyasına giriş yaptı.
Başka Akmerkez Yok / Güven Borça[/b]
Neden Herkes Futbol ve Reklamdan Anlar? / Fatoş Karahasan[/b]
Yaratıcılık / Onur Yanık[/b]
Nasıl Satış? / Hakan Ömer Gider[/b]
Reklam ve Karikatür ( Necati Abacı Anısına) / Bülent Fidan [/b]
[/b]
Beslenme Saati Kitapları[/b] kolay okunabilir temel kitaplar olarak hazırlandı. Şu anda basılan kitapların içerikleri çok önemli. Önümüzdeki aylarda yeni pek çok kitap daha çıkacak.
İçeriklere gelince... Güven Borça, Başka Akmerkez Yok[/b] adlı kitabında, hedef kitle üzerine çok güzel bir yorumda bulunuyor. Herkesin mutlaka okuması gerekir. Özellikle reklam ajanslarının ve yaratıcıların.
Fatoş Karahasan, Neden Herkes Futbol ve Reklamdan Anlar?[/b] derken, bana göre özellikle reklamveren tarafına çok önemli uyarılarda bulunuyor. Tabii ki bu uyarılardan reklam ajansları ve yaratıcılar da nasiplerini alıyor.
Onur Yanık, Yaratıcılık[/b] adlı kitabında çok sık kullandığımız ama bazen açıklayamadığımız bu kavramı çok güzel tanımlıyor. Yaratıcıların kendi terimlerini bilmesi bakımından mutlaka okunmalı.
Hakan Ömer Gider, Nasıl Satış?[/b] yapılması ya da yapılmamasını anlatıyor. Mizah yüklü bir kitap. Temelinde yaratıcılık var.
Reklam ve Karikatür[/b] kitabım ise öncelikle söylemem gerekir ki, 2004 yılında yitirdiğimiz reklam dünyasının önemli isimlerinden ve yine karikatür sanatının önemli imzalarından Necati Abacı[/b]'ya adandı. Bu kitapta, Türkiye'den pek çok karikatürün kullanıldığı reklam örneği bulunuyor. Mizah ve komik ayrımının yapıldığı ve reklamda karikatür kullanımının bilimsel olarak anlatıldığı bir kitap. Yaratıcılar için önemli.
Beslenme Saati Kitapları[/b], Türk yazarlardan oluşacak. Türkiye'de çok az sayıda Türk yazar elinden çıkan kaynak var. Amacımız bu oranı yükseltmek ve kendi içimizden kaynak oluşturmak. Bu 5 kitap sonrasında bir de yine çok önemli isimlerin yer aldığı ortak bir makaleler kitabı da yolda.
[/b]
Reklam ve yaratıcılık genelde yan yana anılan kavramlar. Yaratıcılık ve reklam ilişkisi hakkında neler söyleyebilirsiniz?[/b]
[/b]
Açıkçası bunu burada anlatmak yerine, Beslenme Saati Kitapları[/b]'nı okurların edinmesini rica edeceğim. Özellikle Onur Yanık[/b]'ın Yaratıcılık[/b] isimli eseri bu soruyu derinlemesine aktarıyor.
Yine de kısaca değinelim. Reklamcılık hedef kitleye söz söyleyen bir alan. Bu söz, bir ürüne / markaya ilişkin. Ve bir yönlendirme ve algı yönetimi çabası taşıyor. İşin içinde bir de mecra kullanımı var. Tüm bunları bir araya getirdiğinizde biraz farklılık yaratmak gerekiyor. Çünkü, aynı mecralarda, aynı ürünler farklı markalarla, aynı şekilde yayınlanırlarsa tüketici farkı anlamaz. Bu nedenle farklılıkla birlikte o farkı yaratacak bir yaratıcılık gerekiyor. Bundan sonrası Onur Yanı[/b]k'ın kitabında diyelimJ
[/b]
Reklam yaratım süreci ve bu süreçte reklam yaratıcısına düşen görevler nelerdir?[/b]
[/b]
Reklam bir süreçtir. Bir yaratım ve uygulama süreci. Yine reklam kendi başına bir dal değil. Pazarlamanın altında küçücük bir alan. Ama en etkin alanlardan biri. Bu nedenle bizim sektörümüzde bazen yaratıcılık adı altında reklamcılığa ters düşecek örneklere rastlayabiliyoruz. Reklamcılık çok bileşenli bir denklem gibi. Bir ürün, bir mecra, bir satış noktası, bir süre / yer ve bir mesajınız var. Tüm bunları optimum şekilde değerlendirmek gerekiyor. Burada reklamın çarpıcı olması ve ikna etmesi demek tüketiciye doğru mesajı vererek onun algısını yönlendirmek demektir.
Reklam kendi içinde çok güzel olabilir ancak, uygun mecrada yayınlanıp tüketiciye doğru mesajı vermediği sürece ne kadar yaratıcı olursa olsun doğru bir çalışma değildir. Bazen bu yanılgıya düşüyoruz. Reklam yaratıcıları da en güzel işin kendi yaptıkları iş olduğunu düşünür hep. Bu tehlikeli bir bakış açısı. Reklam yaratıcılarının buna dikkat etmesi gerekiyor.
Son yıllarda reklam yaratıcıları, ellerine gelen yaratıcı brif [/b]ile hareket ediyor ve ne yazık ki ürünü iyi tanımadan reklam yapıyor. Üstelik bu reklam yaratıcısı pazarlama biliminden de haberdar olmadan güzel söz söylemek, güzel grafik yapmak, iyi espri yapmak reklamcılık değil. Zeka ile komikliği karıştırmamak gerekiyor. Reklam yaratıcıları olarak önce iğneyi kendimize batırmalıyız.
[/b]
Kristal Elma ve Effie ödülleri ve bu ödüllerle ilgili tartışmalar hakkında neler düşünüyorsunuz? [/b]
[/b]
Kristal Elma[/b] yarışmasına yapılan eleştirilerin şeklini doğru bulmuyorum. Ama eleştirilmesi noktasına geldi diye düşünüyorum. Yurtdışından uyarlamalar, yaratıcı olmayan işlerin seçilmesi gibi durumlar görünse de, bir jüri var ve o jüriyi beğenmeyen katılmayabilir, diye düşünüyorum.
Effie Ödülleri[/b]'nde daha doğru bir sonuç yakalanıyor. Üstelik Effie[/b]'de iki önemli şey doğal olarak yarışmış oluyor. Birincisi yaratıcılık (ki işler zaten yaratıcı olmasa tüketiciyi etkilemez) ve etkinlik. Çok zor bir yarışma ve verileri var.
[/b]
Reklamcılar sektör dışından bakıldığında snob ve bireyci olarak algılanıyor. Bu algılamanın nedeni nedir? [/b]
[/b]
Çünkü çoğu öyle. Yanlış bir algılama değil. Çok magazinel olanları var. Hatta yaptığı işten dolayı şımaranlar da var.
Daha önce de defalarca söyledim. Tekrar edeyim burada. Reklamcılık yaratıcılık alanındaki en kötü meslektir. Bir bina düşünün, bu binada çalışan bir duvar ustası, yıllar sonra o binanın yanından geçerken, arkadaşına şunu diyebilir Bu binanın duvarlarını ben ördüm. Gözönünde duran net bir varlık.
Ama biz reklamcılar, bir müşteriye bir tasarım sunduğumuz ve o tasarım yayınlandığı an, o iş ölür. Yani yıllar sonra bizim yaptığımız işi hatırlayan neredeyse yoktur ve biz onu gösteremeyiz. Çok çabuk tüketilen bir tasarım alanımız var. Çünkü bizler, tüketim toplumu ürünleriyiz.
[/b]
Reklamcılık alanında kariyer yapmak isteyenlere neler önerirsiniz?[/b]
[/b]
Reklam sektörü çok geniş bir sektör değil. Öncelikle 3 ana alan olduğunu bilmeli gençler. Birincisi[/b] reklamveren tarafı. Reklamveren tarafında reklam bölümünde çalışabilirler. İkincisi [/b]reklam ajansları. Burada pek çok alan var. Reklam yazarlığı, grafik tasarımcılık, grafik uygulama, müşteri temsilciliği, stratejik planlama gibi. Üçüncüsü[/b] ise, bizlerin 3. Parti dediğimiz kesim. Reklam fotoğrafçılığından matbaacılığa, renk ayrım stüdyosundan film prodüksiyon firmasına kadar geniş bir alan.
Öncelikle reklam ajanslarını rahat bir ortam olarak gelip çalışmak isteyenleri uyarmam gerek. Böyle bir durum yok. Çok çalışma, çok yorulma, çok psikolojik sorun var. Reklam ajansları kısmında tam hizmet ajanslarında tüm Türkiye'de 5000 kişi civarı çalışan var. Buraya girmek için ciddi birikimlerin ve özelliklerin olması gerektiğini unutmamak lazım.
Yani öncelikle hangi alanda çalışabileceğini bilmek gerekiyor. Karar vermek gerekiyor. Bu da tamamen kişinin kendi kişiliğini iyi analiz etmesiyle ilgili. Sonrasında da çok çalışmak tabii ki.
Reklamcılığı bu kadar kötülememe rağmen neden hala reklamcılık yaptığımı merak edebilirsiniz. Söyleyeyim. Dünyanın hiçbir mesleğinde, sizin isteğiniz dışında önünüze gelen bir ürünle/ konuyla ilgili bu kadar detaylı bilgi edinme şansınız olamaz. Reklamcılıkta kadın bezi yaparken kadınları tam olarak tanıdım. Çocuk bezi reklamı yaparken inanılmaz şeyler öğrendim. Banka reklamı yaparken finansmanı öğrendim. Nasıl mı? Çünkü, reklamı yapılacak ürünün fabrikasının ziyaretinden tutun da o ürünü kullananlarla görüşmelere kadar her konuda bilgi edinmek sayesinde. Bence çok zevkli.[/b]
[/b]
Siz ayrıca Safari Marka İletişimi Ajansı'nın kurucularındansınız. Bize Safari ve Safari'deki çalışmalarınız hakkında bilgi verir misiniz?[/b]
[/b]
Safari Marka İletişimi Ajansı[/b]nı 2005 yılında Ebru Pala[/b] ile kurduk. Burada önemli nokta konumlandırmamız. Biz Safari'yi özellikle marka iletişimi ajansı olarak konumladık. Bunu Türkiye'de ilk söyleyen ve gerçekten uygulayan kurumuz. Bizden sonra da bazıları aynı konumlandırmayı yapmaya kalktı ama başarılı olamadılar. Çünkü, biz daha işin en başından marka mimarisi ile çalışmalara başlıyoruz. Ve markanın hedefine ulaşabilmesi için reklamdan halkla ilişkilere, çizgi altı reklamcılıktan CRM'e kadar ne gerekiyorsa tamamen marka kimliği[/b] çerçevesinde yapıyoruz. Ürüne bir marka kimliği oluşturmak ve onu iletişim çalışmalarına aktararak hedef kitlede algı yönetimi gerçekleştirmek bizim işimiz.
Safari[/b]'yi 15 yıllık deneyimlerimiz üzerine yapılandırdık. 2,5 yıllık kısa tarihimizde ise Atlantik Halı, Hasbro İntertoy, Gold Teknoloji Hipermarketleri, Fiba Gayrimenkul, İstanbul Finans, İstanbul Cevahir AVM, Wall Street Institute, Travel Club, Antalya Migros AVM, Hatice Gökçe, RYD, Greenpeace Akdeni[/b]z gibi pek çok kurum ve markaya hizmet verdik, vermeye devam ediyoruz. Bu arada bir de Effie [/b]ödülüne layık görüldük.
Bu kısa sürede önemli başarılar elde ettik. Örneğin Atlantik Halı[/b] lansmanı bizimle yapıldı. Şu anda bilinen 3 halı markasından biri. Gold [/b]bizim dönemimizde parladı. Gold[/b] tasarımlarımız sektördeki tüm oyuncuların da değişmesini sağladı. Pek çok bankadan, sizin sayenizde kart programlarımız düzgün bir iletişim çalışması ile yayınlanıyor artık şeklinde tebrikler aldık. Hasbro İntertoy[/b]'da önemli başarılar elde edildi.
25 kişilik bir ekiple tamamen marka kavramı mantığında çalışmalarımıza devam ediyoruz.
[/b]
Reklamcılığınız yanında iyi bir karikatüristsiniz. Bu yeteneğinizin reklamcılığınıza katkısı nedir? Bu bağlamda son yazmış olduğunuz Reklam ve Karikatür isimli kitabınızdan da bahsedebilir misiniz?[/b]
[/b]
Reklamcılık yaşantım ile karikatüristlik yaşantım neredeyse aynı yaşta. Reklamcılığı kendi kendime mutlu olduğum bir alan olarak görüyorum. Yani, profesyonel bakmıyorum. Bu daha da keyifli hale getiriyor. Bugüne kadar 8 kişisel sergi açtım. 30'a yakın da karma sergide yer aldım. Yurtdışında pek çok ödül var. Ama bunların arasında en önemlisi, 2005 yılındaki seçkidir. İspanya Avrupa Mizah Akademisi[/b] 2005 yılında bir dünya değerlendirmesi gerçekleştirdi. Burada 20. Yüzyılın en iyi 100 grafik mizahçısı seçildi. Bunların arasında 3 Türk ismi var. Bunlardan biri de benim. Eserlerimi istediler. Şu anda eserler, İspanya Mizah Müzesi[/b]'nde sürekli olarak sergileniyor. Bu hem kendi adıma hem de Türkiye adına önemli diye düşünüyorum.
Bugüne kadar 2 karikatür albümüm yayınlandı. Bomba[/b] ve Barcodename[/b]. Şu anda da 2 adet albüm yayın hazırlığında. Bir de Avrupa'da daha çok barkod karikatüristi olarak bilinirim. Bunu da sanırım bu sene sonlandıracağım. Barkodlarla ilgil bir tasarım kitabını bitirdim. Yakında yayınlanacak.
Reklam ve Karikatür [/b]benim eski bir makalemden yola çıkılarak hazırlandı. Bilimse temelli olmasına dikkat ettim. Bu nedenle kitapta oldukça fazla kaynak kullandım. Yani her sözün bir kaynağı var.
Reklam ve Karikatür[/b] kitabımı 2004 yılında yitirdiğimiz sevgili reklamcı ve karikatürist arkadaşımız Necati Abacı[/b]'ya adadım. Onu çok özledik. Onun anısına küçük bir katkı.
Kitapta bilimsel olarak mizah ve komik kavramlarının farkı, mizahın türleri, reklamda etkisi, reklamda mizah unsuru olarak karikatürün kullanımı ve Türkiye'den karikatür ve reklamda karikatür örnekleri bulunuyor. Örneklerin bulunması bakımından oldukça önemli bir küçük kaynak olacağını düşünüyorum.
[/b]
Dernek yöneticiliği, yaratıcı yönetmenlik, yazarlık; bu yoğun tempodan sıyrılmak için neler yapıyorsunuz?[/b]
[/b]
Açıkçası ben biraz çalışma manyağıyım. Çok da sıyrılmak içimden gelmiyor. Biraz boş otursam arkadaşlarım Bir şeyin mi var? İyi misin? diye panikliyor. Zamanın çok hızlı aktığını ve yapacak çok şeyin olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle de sanırım pek çok iş yapmaya çabalıyorum.
Yoğun tempo arasında kendimi rahatlattığım anlar tabii ki var. Örneğin karikatür çizmek gibi. Örneğin, seyahate çıkmak gibi. Örneğin, fotoğraf çekmek gibi ya da sinemaya gitmek...
[/b]
Teşekkürürler[/b]